Savaş mutfakları vuruyor

İran’da başlatılan savaş ve olayların beklenmedik şekilde gelişerek uzamasının yarattığı kriz, sonunda mutfakları da vurdu. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın kısmi kapanmasıyla, enerjisinin yaklaşık %60’ını İran’dan temin eden Güneydoğu Asya’da sorunlar hızla görünür olmaya başladı çünkü modern gıda sistemimiz biz çok fazla fark etmesek de fosil yakıtlara bağımlı. Enerji akışının sekteye uğraması zincirin en başından en sonuna kadar her halkayı etkiliyor ve sonunda mesele dönüp dolaşıp sofraya geliyor.

Hindistan'da LPG temin edemeyen restoranlar kapılarına "Gaz tükendi, yalnızca çay ve kahve var" yazıları asarken, bazı işletmelerin kömür ve elektrikli fritöze geçmek zorunda kaldıkları belirtiliyor.

France 24’ün haberine göre, Mumbai'de Otel ve Restoran Derneği, gaz sorunu çözülmezse şehirdeki restoranların yarısının kapanabileceği uyarısını yaptı. Aynı haberde bir restoran sahibi müşteri olmasına rağmen menüdeki tüm yemekleri sunamadığını, bunun iş gelirini yüzde 30-40 düşürdüğünü belirtmiş…

Sorun sadece şu an masada olan tabaklarla da sınırlı değil; gelecek hasatlar da tehdit altında. Hatta şu anda pirinç hasadı yapan Sri Lanka, Bangladeş acil destek çağrısı yapıyor zira tarımsal faaliyetlerde çok yaygın kullanılan azotlu gübrenin ana girdisi olan doğal gaz ihracatının kesintiye uğraması tüm dünyada tarımı son derece kırılgan hale getirmiş durumda. Körfez aynı zamanda gübrenin de önemli ihracatçılarından. Bu krizin kuzey yarım kürede tam ekim dikim mevsimine denk gelmesinin işleri daha da zora sokacağı söyleniyor. Brezilya, Arjantin gibi büyük tarımsal ürün ihracatçıları da gübre krizinden etkilenecek. O halde önümüzdeki dönemde gıda enflasyonunda lojistikteki maliyet artışlarına ek artışlar bizleri bekliyor olabilir.

Peki ama tarım neden bu kadar enerjiye bağımlı? Endüstriyel tarım modeli, verimlilik adına doğayı devre dışı bırakıp onun yerine fosil yakıtları koyarken bunu hiç düşünmedik. Modern tarımda ürünler artık topraktan çok enerjiyle yetişiyor; dünyadaki tüm üretimin neredeyse yarısı azotlu gübre ile yapılıyor ve bu da toprakta değil fabrikada üretilen ve üretimi bütünüyle doğal gaza bağlı bir gübre türü. Bugün yaşadığımız kriz, aslında “verimlilik” adı altındaki bu tercihimizin de bir faturası.

Diğer yandan dünyanın dört bir yanından ürünlere ulaşmak hepimizi mutlu ediyor; Şili şarabını, Norveç somonunu, Fransız peynirlerini ülkemizde bulabilmek güzel. Bu ürünler taşıma maliyetleri yüksek olmadığı sürece her yere gidiyor. Ama bağımlısı haline geldiğimiz bu sistem, eskiden görünmez olan maliyetlerin artmaya başlamasıyla can yakar hale geliyor. Uzaktan gelen pahalılaşıyor. Yakınımızdaki üretimin önemini anlamamız için bu krizleri yaşamamız mı gerekiyordu demek istiyorum ama cevabın evet olduğu belli...

YEREL ENERJİ MARJİNAL BİR YAKLAŞIM DEĞİL, GÜVENLİK MESELESİ

Bu tabloya bakınca şunu düşünüyorum; enerji artık bir gıda güvenliği meselesi haline gelmiş durumda. Biz hem enerji hem de bir ölçüde tarım ürünü ithal eden bir ülke konumundayız. Öyle olunca da her küresel kriz doğrudan mutfağımıza yansıyor. Oysa güneş, rüzgâr ve jeotermal açısından son derece zengin bir coğrafyada yaşıyoruz. Temiz enerjiyi artık sadece marjinal bir çevre politikası olarak değil, gıda ve ülke güvenliğinin temel unsuru olarak da görmeye başlamanın zamanı geldi de geçmekte.

BM Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun baş ekonomisti Máximo Torero’nun orta vadeli önerileri arasında yer alan “ülkelerin gübre ithalat kaynaklarını çeşitlendirmesi, bölgesel rezerv paylaşımını güçlendirmesi ve gıda sistemlerini enerji ve ulaşım sektörleriyle aynı stratejik öneme sahip olarak ele alması” tavsiyeleri de yerinde görünüyor.

Enerjide de tarımda da belli ölçüde yerel kaynaklara dayanmak, gelecek krizlerde bizi daha güçlü ve dirençli kılacak. Bir yanda öz kaynaklarımızla sürdürülebilir enerji potansiyelimizi değerlendirip imkanlarımızı artırırken, bir yandan da tarım politikasını yeniden ele alır, sağlam bir planlama yapar, su yönetimine odaklanır, kırsal üretimi ve çiftçiliği teşvik edersek bu krizlerden öğrenerek çıkar, dünyaya örnek olacak büyük bir dönüşümü başlatabiliriz. Gıda sistemini en başından yeniden düşünüp tasarlamanın zamanıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Esin Sungur Arşivi

Büyük gece!

25/01/2026 07:00

2025’te iyi şeyler de oldu!

04 Ocak 2026 Pazar 07:00