Esin Sungur
İklim değişikliğini kabul edenler toplumun %90’ı
Geçtiğimiz hafta Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Riskler Raporu’nda iklimle ilgili konulara değinmiştik. Güzel bir tesadüfle, birkaç gün önce de İklim Haber ve Konda’nın ortaklaşa gerçekleştirdiği “Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı” raporu yayınlandı. Geçtiğimiz Kasım ayında 27 ilin merkez dahil 81 ilçesine bağlı 115 mahalle ve köyünde 1980 kişiyle hanelerinde yüz yüze görüşülerek yapılan araştırmada 15 yaş üstü kişilerle görüşülmüş, toplam18 anket için yaş ve cinsiyet kotası uygulanmış. Bu raporda da, ülkemizde iklim, enerji kaynakları, aşırı hava olayları, iklim kanunu gibi gündemdeki konulara vatandaşların nasıl baktığına dair önemli tespitleri görebiliyoruz.
Gelin sonuçlara birlikte bakalım…
Raporun en net ortaya koyduğu veri, Türkiye’de iklim değişikliğinin artık tartışmalı bir kavram değil, geniş toplum kesimlerinin tecrübe ederek kabul ettiği bir gerçeklik olduğu. Toplumun yaklaşık %90’ı iklim değişikliğinin var olduğunu kabul ediyor. Araştırmaya katılanların %88’i, son yıllarda sel, aşırı sıcak, kuraklık ve fırtına gibi düzensiz hava olaylarının arttığını düşünüyor. Orman yangınlarının da bu farkındalığın oluşmasında büyük rolü olduğu görülüyor. Yani iklim değişikliği, büyük ölçüde gözlemlenen ve hissedilen bir olgu olarak algılanıyor.
Bu durumda bu yüksek farkındalığın bir eyleme de dönüşmesini beklememiz gerekir ama tam olarak da öyle değil, rapora bakarsak; araştırmaya katılanların %90’ı “Evet iklim değişiyor” dese de; sadece %64’ü iklim değişikliğinden endişe duyduğunu ifade etmiş. Kırsal yerleşimlerde, kadınlarda, 34–50 yaş grubunda ve üniversite mezunlarında endişe daha yüksek. Toplama bakarsak da; her üç kişiden biri, değişimi fark ettiği hâlde bunu tehdit olarak görmüyor. Ya normalleştirdiği için ya da “İklim hep değişti, asırlardır bu böyle, doğal” diyenler arasında ve insan eliyle yaratılan bir sorun olduğunu öğrenmediği için…
GENÇLER VE KIRSALDA YAŞAYANLARIN ORTAK NOKTASI
Bu noktada dikkat çeken, ilginç bir başka veriye bakmak gerekiyor; rapora göre iklim değişikliğinin varlığını kabul edenlerin oranı metropoller, kentler ve kırsal alanlar arasında değişiyor. Kırsalda yaşayanlar, kentte yaşayanlara kıyasla iklim değişikliğinin var olduğunu daha fazla söylüyor. “Son yıllarda düzensiz hava olayları arttı” diyenlerin oranı da kırsalda, metropollere kıyasla yaklaşık 6 puan daha yüksek. Tabii ki bu fark, kırsalda yaşayanların krizi selle, donla, susuzlukla doğrudan doğruya etkilenerek yaşamasıyla, deneyimlemesiyle ilgili. Kentte sıcak deyip geçebildiğimiz bir olgu, köyde, tarımla geçinen kesimlerde geçimden olmaya varabiliyor.
Gençler de iklim değişikliğinin varlığını tıpkı kırsalda yaşayanlar gibi, toplum ortalamasının üzerinde bir oranda kabul ediyor ve aşırı hava olaylarını iklim kriziyle daha çok ilişkilendiriyorlar. Aynı zamanda iklim değişikliğinden endişe duyduğunu söyleyenlerin oranı da gençlerde daha yüksek, ne de olsa olan onlara olacak yarınlarda… Bu nedenle olsa gerek, yenilenebilir enerji kaynaklarına da en çok gençler destek veriyor. Güneş ve rüzgâr enerjisi açık ara en çok desteklenen seçenekler arasında yer alırken, kömür ve nükleer enerjiye destek genel olarak toplumda da, gençler arasında belirgin biçimde düşük. Politikaların bunları da dikkate alarak yapılması gerekmiyor mu?
Toplumun çok büyük oranda iklim krizinin varlığını kabul etmesi, büyük ölçüde bu konuda endişeli olması, haliyle halkın bu konuda adım atılmasını talep etmesi beklentisini akla getiriyor. Herhangi bir konuda şikayetçiyiz, endişeliyiz; o zaman bu konuda yetkili mercilerin bir şey yapması için talepte bulunuruz, öyle değil mi?
TOPLUM İKLİM YASASI’NI BİLMİYOR
Öyle mi, değil mi… Doğrusu tam olarak o noktada değiliz gibi görünüyor, zira başımıza gelenler geliyor, bir şeyleri yaşayarak fark ediyoruz ama nedenlerini ve haydi onu da geride bırakalım ama ülkemizde bu sorunu aşmak için atılan adımları pek bilmiyoruz. Mesela rapora göre toplumun %54’ü, geçtiğimiz yıl yürürlüğe giren ve birçok eksikleri nedeniyle, kapsamlı bir çerçeve sunmayışıyla eleştirilen “iklim yasası”na dair bilgi sahibi değil, kimisi hiç duymamış bile. İklim krizini en çok dert eden ve en çok etkilenmesi muhtemel kesim olan kırsalda yaşayanlar ortalamanın da altında oranlarda takip ediyor. İklim krizinden en çok etkilenecek kesimler iklim politikalarından en bihaber kesimler dersek, yanlış bir tespit olmayacak…
Kısacası yine aynı yere dönüyoruz; bir konuda en derin sorunu yaşayanın gelişmelerden haberi yok, etki gücü yok, bilgisi az. Tecrübe ediyor ama temsil gücü zayıf. Tüm toplum kesimlerini ele alırsak iyi haber ise, artık farkındalık oluşturma aşamasından çözüm talep etme ve ortak taleplerde buluşma noktasına gelmeye hazırız gibi görünüyor…