Üreticiyi korumak, tüketiciyi korumaktır

Ülkemizin durumunu en güzel anlatan şey nedir deseniz; oyumu Osmanlı döneminin maarif vekili (eğitim bakanı) Emrullah Efendi’ye atfedilen "Şu mektepler olmasaydı, ben bu maarifi ne güzel idare ederdim" sözüne veririm.

Gerçekten de her alanda bu söze uygun hareket edildiğini görmek ve yasaklarla işleri yürütme gayretini fark etmek mümkün; üreticiler olmasa tarımı, öğretmenler olmasa eğitimi, kadınlar olmasa toplumu ne güzel de idare ederdik… Son örnekleri arasında içki üreticilerine gelen yeni bir yasağı ve limon ithalatına izin veren yeni vergi uygulamasını sayabiliriz. Gelin sırayla bakalım…

Limonun çarşı pazarda ne kadar yüksek fiyata satıldığını hepimiz takip ediyoruz. Kilosu 100-150 TL arasında satılıyor. Mutfağımızın da olmazsa olmazı, adeta temel ürünlerinden biri olan limondaki bu yüksek fiyatlara çözüm olarak başka ülkelerden getirtmenin yolunu açan bir düzenleme geldi. %54 olan ithalat vergisi Temmuz sonuna kadar %10’a düşürüldü. Böylece limon hasadının yapılıp, limonun bollaşması beklenen yaz sonuna kadar uygun fiyatlı limona erişim hedefleniyor. Artık Arjantin’den mi gelir, Mısır limonu mu yeriz, onu göreceğiz.

Dar bir pencereden bakarsak fikir güzel, halkın uygun fiyatlı gıdaya erişmesi, herkesin istediği şey. Ancak sorun şu ki, ortaya çıkan her akut probleme ağrı kesici verip hastayı eve yollayarak, işlerin kronikleşmesine sebep oluyoruz. Limonda da, tarımın tümünde de gözlemlenen bu. Bugün 100 TL’den ucuza bulunmayan limon, daha iki yıl önce neredeyse bedavaya satılıyordu da alan yoktu. Üreticiler dalda kalan limonu ne yapacağını bilemedi; unutmayalım ki toplamanın ciddi bir işçilik maaliyeti var, üreticiyi “toplamasam da dalda çürüse daha iyi” diyecek noktaya getirmemek gerek. O dönemde sökülen limon ağaçlarından söz ediliyor. O gün üreticinin yanında olmayınca bugün tüketicinin yanında olmak bunun gerçek bir tarım politikası olmadığını, daha ziyade günü kurtarmaya odaklı bir adım olduğunu düşündürüyor. Sadece limonda değil, tüm gıda politikalarımızda üreticiyi mutlak surette koruyacak, uzun vadeli planlamaları yapmamız, gerektiğinde kısa vadeli esnemeler olsa bile, ülkemizin kendisini doyuracak uygun fiyatlı ve temiz gıdayı üretmesine yeniden imkan sağlayacak, suyumuzu, toprağımızı, havamızı da koruyan adımları bir an evvel atmamız gerekiyor. Zira üreticiyi korumak tüketiciyi korumanın zaten en mükemmel yolu. Yoksa en temel gıda ürünlerini ithal eden bir ülke gıda güvenliğinden, yarının gıda ve su krizlerinde kendine yetmekten söz edemez.

79f51f24-8a6b-402d-af68-1ced2b71c0bd

Tarımı da ilgilendiren bir başka anlaşılmaz haber de içki konusunda geldi. Uzun yıllardır içkinin adını bile kimse anmıyor, “alkol” denilip geçiliyor. Oysa ikisi aynı şey değil; biri hammadde ötesi katma değerli, kültürü olan bir ürün. Keşke üretim süreçlerindeki ciddiyeti, incelikleri, yıllar süren emeği biraz anlayabilseler; şaraba, viskiye ve daha birçok içkiye “alkol” denilip geçilemeyeceğini, bunların adabıyla, kültürüyle önemli bir alan oluşturduğunu görebilseler…

İçki tüketiminde 40 OECD ülkesi arasında 39.sıradayız

Şimdi son gelen bir kanun teklifinde - ki torba yasaların içinde gerçekten de yok yok; bakın bu kanun teklifinin adı “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” - içki firmalarının festivallere, konserlere sponsor olmasının önüne geçilmesi, vitrinlerde içkilerin görünmemesi hedefleniyor. Zaten senelerdir içki firmaları etkinlik sponsorluğu gibi çalışmalar yapmıyor. Ama fark, artık sizi sembolize eden, hatırlatan bir renkle, logonuz olmasa dahi bir amblemle bile etkinliklerde yer alamayacak olmanız, bir içki dükkanında vitrinde içkilerin sergilenemeyecek olması. Yani toptan görünmez kılınması bu sektörün.

Böyle bir çalışmaya neden gerek görülmüş derseniz; gençlerimizin alkol bağımlılığıyla mücadele deniyor. Türkiye’de alkol bağımlılığı diye bir sorun mu var diye verileri araştırınca, OECD’nin 2022 yılı raporları Türkiye’nin 40 OECD ülkesi içinde en az alkol tüketimi olan ikinci ülke olduğunu söylüyor. Yani biz 40 ülke arasında zaten en altta, 39. sıradayız içki tüketiminde. Yılda ortalama iki üç litre içki içerek nasıl bir alkol bağımlılığı sorunumuz olduğunu anlamak güç.

Tarımsal bir ürün olan, beldelerin, köylerin gelişimine katkı sunan, ülkenin her yerinde ekonomik ilerlemeye destek olan şarap üreticilerimizi de olumsuz etkileyen bu katı uygulamalar sadece üreticiyi bir kez daha üretmekten vazgeçirmeye, lanet olsun dedirtmeye hizmet ediyor. Bağımlılıkla mücadele edilmesi elbette hepimizin arzusu ama ülkemizde gençler arasında problem olan bağımlılık tipinin alkol bağımlılığı olmadığını hatırlatmak gerek. Sözün özü; özellikle tarım alanında tüketiciyi şu ya da bu şekilde korumaktan söz eden uygulamaların tümünün bir de üretici boyutu olduğunun, alış – veriş, üretici – tüketici dengesinin iyi gözetilerek uzun vadeli planlamalar yapmanın ve mutlaka sektörleri oluşturan üreticilerle temas kurarak gerçek ihtiyaçların masaya yatırılmasının ülkemizin sağlıklı, temiz ve sürdürülebilir gıdaya erişiminde ve sağlam bir sektör yapısı kurmasında elzem olduğu görüşünün altını çizelim.

Son olarak da bahsetmeden geçmeyelim; torba yasa teklifinde Orman Genel Müdürlüğü’ne “karbon yutak ormanları” kurma yetkisi veriliyor ve bu ormanların karbon piyasası rayiç bedeli üzerinden tahsis edilip işletebileceği belirtiliyor. Geçen sene eleştirilerle çıkan Çevre Kanunu ile de bağlantılı olacak bu kanun teklifi yasalaşırsa tam olarak nasıl işleyeceğini takip edip öğreneceğiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Esin Sungur Arşivi

Büyük gece!

25/01/2026 07:00

2025’te iyi şeyler de oldu!

04 Ocak 2026 Pazar 07:00

2025’te neler yaşadık?

28 Aralık 2025 Pazar 07:00