Garibanlar ülkesinde

Gariban sözcüğü dilimizde yüreği hüzünle dolu bir sözcüktür.

Genellikle yoksul, kimsesiz, sahipsiz, hayatta tutunacak dalı az olan kişiler için kullanılır. Sadece maddi bir eksiklik değil; çoğu zaman yalnızlığı, sesinin duyulmamasını, kaderine terk edilmişliği de anlatır.

Günlük dilimizde bir aile için “Gariban bir aile” diyorsak olanakları kısıtlı, zor koşullarda yaşayandır. “Gariban adam” kavramı da sessiz, ezilmiş, kendini savunamayandır. Edebi dilde ise daha derindir: Gariban, dünyanın gürültüsünde kaybolmuş, acıyı yüksek sesle değil içinde yaşayan, onurunu cebinde taşıyan insandır.

Bu ülkede gariban olmak bir hâl değil, bir kader gibi okutuluyor insana. Sabahın köründe uyananlar, gece yarısı yorgunlukla eve dönenler, cebindeki parayı değil onurunu sayarak yaşayanlar… Onlara hep sabır önerildi. Hep “şükür” dendi. Oysa kimse sormadı: Bu kadar yoksulluğun içinde kimlerin zenginliğini büyütüyorsun?

Garibanın ekmeği küçüldükçe, sözler büyüdü. Nutuklar şişti, masallar çoğaldı. İstatistikler vitrine dizildi ama mutfaklara hiç uğramadı. Pazarda eli titreyerek domates seçen kadının matematiği, ekranlardaki büyüme rakamlarından daha gerçekti. Çocuğuna “yarın alırız” demeyi alışkanlık edinmiş bir ülkenin refahından söz etmek, sözcükleri de yoksullaştırdı.

Bu düzen garibanı sevmez; onu sadece kullanır. Seçim zamanı anımsar, kriz zamanı unutur. Yükü sırtına bindirir ama söz hakkını esirger. Garibanın sessizliği erdem sanılır, itirazı nankörlük. Oysa asıl nankörlük, bu memleketi ayakta tutanların yaşamını eğreti bir bekleyişe tutsak etmektir.

AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin; elli milyon insanın yoksulluk sınırı altında yaşadığı ülkemizde kaldı ki bunun yirmi milyonu açlık sınırı altında yaşayanlara sesleniyor: “Emekliler garibanlardır. Garibanlardan helallik istiyorum.” Bir kadının dilinden gariban sözcüğü utanç vericidir. Muhalefet sıralarına dönüp “Sizde umut görseler iktidar yaparlar,” çeyrek asırlık iktidar mensubu insan utanır bu sözleri söylemeye bir de empati yoksunu, kibirli üstten üstten bir bakış sanki garibanın sorumlusu değiller gibi. Bir de helallik istiyor. İnanın helallik isteyenler genellikle hak yiyenlerdir.

Bir gün garibanlar konuşursa, bu ülke çok şey duyacak. Çünkü yoksulluğun belleği güçlüdür. Açlığın dili keskindir. Ve unutulmamalı: Adalet, sadece güçlülerin vicdanına bırakıldığında, en çok gariban üşür.

Garibanlar bu ülkenin temel taşlarıdır. Taşı toprağı, yolu köprüyü, ekmeği ve umudu onlar taşır, adları hep küçük harfle yazılır. Sabır diye yutturulan şey, çoğu zaman sessiz bir adaletsizliktir. Çünkü yoksulluk bir tercih değilken, onu görmezden gelmek bilinçli bir suçtur. Bir memleket garibanına reva gördüğü yaşamla anılır; saraylarıyla değil, sofralarıyla anımsanır. Ve unutulmasın: Aç bırakılan her insan, bu düzenin yarın yüzleşeceği en sert sorudur.

Müslüm Gürses ne güzel söylüyor:

“Düzensiz dünyanın günahıdır bu

Yakarsa dünyayı garipler yakar”

Sendikacılık dönemimde kalan bir örnek gariban diyen küçümseyenlere yeterli olur sanırım:

Dünyada İşçi Hareketleri 19.–20. Yüzyılda Avrupa ve Amerika’da başladı. Sonunda uzun çalışma saatleri, çocuk işçiliği ve açlığa karşı başlayan mücadeleler; sendikalar, 8 saatlik iş günü ve sosyal hakları doğurdu.

Unutmayın ki gariban hareketleri hızlı kazanmaz ama derin iz bırakır. Çünkü istekleri basittir: Ekmek, onur, adalet.

Emekliye gariban diyemezsiniz!

Biz gariban değil alın teriyle primlerini ödeyen, bugün de hakkımızı isteyen emeklileriz!

Emekliler, gün mücadele günüdür!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yaşar Seyman Arşivi

Selahattin Demirtaş

18/01/2026 07:00

Kadınlar geleceği taşıyor

04 Ocak 2026 Pazar 07:00

Yeni yıl değil, yeni bir bakış

28 Aralık 2025 Pazar 07:00

Asgari Ücret: Bir Sayıdan Fazlası

21 Aralık 2025 Pazar 07:00

Hakan Tosun'a ne oldu?

19 Ekim 2025 Pazar 07:00