Selahattin Demirtaş

Politika dışı siyasetçi…

Selahattin Demirtaş’ın son kitabı Jamal’ı okudum…

Beğendim…

Ve ondan ne kadar ayrı kaldığımızı, kızlarını, eşini, sevdiklerini, duyamadığım sesini düşündüm. Onu tanıdığım günden itibaren farklı bir siyasi portreydi.

O, siyaseti bir kariyer değil, ağır bir emanet gibi taşıyan, niye siyaset yaptığını bilen, her adımının hesabını vicdanına verendi. Günlük polemiklerin ucuz gürültüsüne kapılmayan, sesi az, sözü derindi. İçinde kompleks değil, eşitlik duygusu taşıyordu. Bir cenazede safta durup, acıya ortak olmayı da; bir düğünde halayın halkasına eklenmeyi de. Durduğu safla, tuttuğu elin yüzünde topluma karışmış bir insanın sıcaklığı vardı. Onu farklı kılan, makamdan önce insanı gören bir iç sükûnettir, siyasetle değil, hayatla kurduğu bağdı.

Hiçbir siyasetçinin pek cesaret etmediği bir kapıyı aralar o: sanatın diriltici nefesini siyasetin kalbine taşır. Çünkü bilir ki toplum yalnızca ekonomik söz vermekle değil, duygusuyla, kültürel belleği ile ayağa kalkar. Okur, yazar, düşünür; sözünün gücü tartıya vurulurken arkasında her zaman edebiyatın derinliği vardır. Sözünün gücü bu derinlikten yankılanır. Sesini duyurmak için bağırmaya gereksinme duymaz.

Hele müzik onun için sadece bir tını değil, bir köprü, bir ortak dil, bir yarayı sarma biçimidir. Kürtçe bir ezgiye hem sesiyle hem enstrümanıyla eşlik ederken, yıllardır bölünmüş kalplerin arasında görünmez bir yol açar. Kendini anlatmak için her zaman kürsülere gereksinim duymaz; bir ağıdın içindeki hüzünle, bir halayın içindeki coşkuyla gönüllere girer. Onu farklı kılan, siyaseti bir meslekten çok bir insanlık sanatı olarak görmesidir.

Kadim kentlerin tozu toprağıyla yoğrulmuştur o; tarih boyunca nice uygarlığın gölgesinde büyümüş sokaklarda yürürken karakteri de o taşlar gibi sertleşmiş, o surlar gibi dayanıklılık kazanmıştır. Büyük liderler, gürültülü meydanlardan değil, geçmişi derin kentlerin sessizliğinden doğar. O sessizlik insana hem ağırlık hem anlayış kazandırır; kibri değil engin gönüllü olmayı, gösterişi değil değerbilirliği öğretir. Her adımında asırlardır direnen o kentlerin belleği Vardır. Bu yüzden ne rüzgârda savrulur ne de günübirlik kavgalarda kaybolur. Onun siyasal duruşu da, sözü de, yürüyüşü de bu kadimliğin içinden süzülüp gelir.

O, hukuku kitaplardan değil, yaşamın en sert koridorlarından öğrenir, adliye saraylarının soğuk merdivenlerini, hapishane kapılarının demir sesini, avukat bürolarının sabaha kadar süren dosya kokusunu yaşayarak kavramıştır. İnsan acısının ne kadar ağır, adalet arayışının ne kadar ince bir çizgi olduğunu orada görmüştür. Bu yüzden sözü süzülmüştür; acılardan, bekleyişlerden, kimi zaman kaybedilmiş davalardan süzülüp gelen bir bilgelik taşır.

Ve bütün bu birikimin ardından ortaya çıkan gerçek şudur: Siyaset, makam koltuklarına kurulup nutuk atmaktan ibaret değildir. Siyaset; acıyı tanımayanın, sanatı ruhuna almayanın, hukukun ağırlığını omzunda duyumsamayanın taşıyacağı bir yük değildir. O ise bu yükü, halkı için sessizce sırtlananlardandır. Onun portresi, siyasetçilere sert bir anımsatmadır. Halk, sadece söz değil omuz ister; slogan değil yürek ister, emeğin hakkının verilmesini ve acıyla yoğrulmuş bir vicdan ister.

“Giden kuşlar,” türküsünü senden her dinlediğimde Ankara’dan Edirne’ye selam olsun…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yaşar Seyman Arşivi

Kadınlar geleceği taşıyor

04 Ocak 2026 Pazar 07:00

Yeni yıl değil, yeni bir bakış

28 Aralık 2025 Pazar 07:00

Asgari Ücret: Bir Sayıdan Fazlası

21 Aralık 2025 Pazar 07:00

Hakan Tosun'a ne oldu?

19 Ekim 2025 Pazar 07:00

Bir Kent, Bir Kadın

28 Eylül 2025 Pazar 07:00