Mehmet Şandır

Mehmet Şandır

Güçlü olmak mecburiyetindeyiz

Zaman ve mekan güçlü olmayı bir zorunluluk ve fırsat olarak önümüze koymaktadır.

İnsanlık tarihinde "yeni bir emperyalizm dönemi" başlıyor; Güçlü olanın haklı olduğu ve her şeyi yapmaya hakkı bulunduğu, bunun dışında hiçbir şeyin önemli olmadığı bir anlayış; ABD Başkanı Donald Trump'ın Make America Great Again (MAGA) "Amerika’yı yeniden büyük yapmak" gerekçesi ile değdiği yeri yakan, yıkan bu ahlaktan ve adaletten yoksun anlayışı, bir salgın hastalık gibi tüm dünyayı etkisi altına alacak gibi görünmektedir.

Meseleyi Trump ve ABD özeline hapsetmek ve Trump'ı kötülemek durumu basitleştirmiyor; Aslında ABD'nin bu tavrı Tump'tan önce de vardı; Obama da Bush'lar da böyle düşünüyorlardı hatta geçen yüzyılda başta İngiltere olmak üzere tüm Avrupa devletlerinin genel tavrıydı. Farklı ve korkutucu olan yeni durum şudur; Trump'ın saldırgan politikası karşısında tüm siyasi aktörlerin ve devletlerin Venezuela örneğinde göründüğü gibi olaya seyirci kalmaları...

Çin, cevap olarak Trump'a benzer bir takım ticari tedbirler aldı; mevcut antlaşmalar ve uluslararası hukukta tanımlanmış uygulamaların dışında kararlar alarak üretim gücünü ve dünya ticaret yollarındaki hakimiyetini bir baskı aracı olarak kullandı. Tayvan çevresinde askeri tatbikatlar yaptı, Çin'in yaptıkları, ABD'ye karşı 'caydırıcı olmak' değil ABD'nin bu tavrını bir 'fırsat olarak' değerlendirmektir. Rusya'nın Ukrayna'nın yaklaşık dörtte birini işgal etmesini de unutmayalım... Artık, "gücü yeten yetene düzeni" başladı...

ABD, mevcut uluslararası hukuku, kurumları ve antlaşmaları yok sayarak Batı yarımküreyi kendi egemenlik coğrafyası olarak görüyor. Bunu fırsat bilen Çin ve Rusya da Asya ve Afrika'da "münhasır ekonomik alanlar" kurdu ve siyasi iş birlikleri oluşturdu; sömürgecilik düzeni yeniden geldi...

Bizim gibi orta büyüklükte ülkeler de bu manzarayı titreyerek izlemektedir...

MİT Başkanı sayın İbrahim Kalın bu durumu "Uluslararası sistemin temelini oluşturduğu varsayılan ilke ve kurallar, mevcut sistemi oluşturan aktörler tarafından ihlal ediliyor, yıpratılıyor ve işlevsiz hale getiriliyor. Çok kutuplu bir dünyaya geçişin sancıları yaşanırken bu geçişin sebep olduğu istikrarsızlık ve güvensizlik, yeni hibrit tehditleri ve yıpratma savaşlarını da beraberinde getiriyor. Mevcut uluslararası sistem bu belirsizlik ve istikrarsızlığı ortadan kaldırmıyor, derinleştiriyor" diyerek tanımlamaktadır.

Türkiye, gittikçe daha belirginleşen bu küresel kamplaşmanın 'cephe ülkesi' olarak tüm zamanların en stratejik kavşağında bulunmaktadır; bilirsek ve gereğince davranırsak en azından bölgesel bir güç merkezi olmak fırsatını yakalayabiliriz; ayrıca muhtemel olumsuz gelişmelerden kendimizi koruyabiliriz.

Küresel kamplaşmanın karşılaşma alanı bizim coğrafyamızdır; "Jeopolitik savaşın etki alanında bulunmaktayız. Jeopolitik şekillenmenin devam ettiği, risklerin ve potansiyel tehditlerin yakın tehlikeye dönüştüğü" bu zaman diliminde güçlü olmak zorundayız.

Coğrafya kaderdir; kederin de kudretin de kaynağıdır.

Coğrafyamızın karakteri ve küresel güç dengesindeki jeopolitik değeri milletimizin ve devletimizin geleceği konusunda temel belirleyicidir; stratejik gücümüzün kaynağı olduğu kadar bağımsızlığımıza yönelmiş tehdit ve tehlikelerin de sebebidir.

Coğrafyamızın değerini bilelim; Anadolu, yedi denizle çevrelenmiştir; bu denizler üzerinden başka coğrafyalara gölgemiz düşerken bu coğrafyalarda yaşanan fırtınalardan da etkilenmek durumundadır. Kısacası Türkiye, mevcut sınırlarla sınırlı değildir. Hazar'la Orta Asya’ya, Basra Körfezi ile Hint Okyanusuna, Kızıl denizle Büyük Okyanusa, Akdeniz’le Afrika ve Avrupa'ya, Ege Deniziyle Balkanlara, Karadeniz’le Rusya'ya ulaşmak imkanımız bulunmaktadır. Trakya bölgesi ise koçbaşı gibi Avrupa kıtasına bir kama gibi girmiştir. Marmara Denizi ve Boğazlar Çin seddimizdir(!)

Bu coğrafya bizim gönül coğrafyamızdır; milletimiz bu coğrafyanın merkezinde yaklaşık bin yıl devlet/devletler olarak egemenlik sürmüştür. Bu coğrafyada küçük kalabilmek mümkün değildir; burası imparatorluklar ve medeniyetler yurdudur.

Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak güçlü olabilmemiz için tüm güç parametrelerinin ötesinde büyüklük şuuruna sahip olmalıyız; büyük düşünmeliyiz, hedefimiz, stratejimiz büyük olmalıdır...

Coğrafyamız büyük, tarihimiz görkemli, milletimiz büyük, medeniyetimiz ahlaklı, adaletli...

Şimdi; kendi kararımızı kendimizin verebileceğini, bölgesel hatta küresel gelişmeler karşısında Ankara merkezli düşüneceğimizi muhataplarımıza göstermeliyiz; ABD, NATO, AB'ye rağmen Rusya-Ukrayna savaşında, Suriye ve Gazze meselesinde olduğu gibi....

"Dünya beşten büyüktür" diklenişimiz gibi...

Ülke yöneticileri ülkenin ve milletin büyüklüğüne inanmalı; akıllı, ahlaklı ve adaletli olmalı!

Güçlü ülke olmak için gerisi teferruattır!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mehmet Şandır Arşivi

Görünen Köy...

13/01/2026 07:00

Yeni Yıl

06 Ocak 2026 Salı 07:00

Muhasebe

30 Aralık 2025 Salı 07:00

Acı gerçekler...

23 Aralık 2025 Salı 07:00

Feti Yıldız “Doğru Söz”

16 Aralık 2025 Salı 07:00

Mesele(!)

09 Aralık 2025 Salı 07:00

İznik’in mesajı

02 Aralık 2025 Salı 07:00

Mümkün mü?

25 Kasım 2025 Salı 06:59

Geçen Hafta

18 Kasım 2025 Salı 07:00

Neler Oluyor?

11 Kasım 2025 Salı 07:00