Bir ülkenin utanç raporu: Kadınlar neden ölüyor?

2026 Mayıs ayının bilançosu çok ağır!

Bir ay içinde 16 kadın öldürüldü. 33 kadın ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi.

Bu sayılar artık yalnızca bir istatistik değil; Türkiye'nin çözmekte zorlandığı en önemli toplumsal sorunlardan birinin fotoğrafıdır. Çünkü kadın cinayetleri bireysel olaylar olmaktan çıkmış, toplumsal bir soruna dönüşmüştür. Her yeni ölüm haberi, yalnızca bir ailenin değil, bütün bir toplumun kaybettiği değerleri gözler önüne sermektedir.

Ne yazık ki ülkemizde kadınlar şiddetin demirbaşıdır!

Yıllardır her seslenişimde kadın ölümleri için bu cinayetler politik cinayetlerdir diyorum. Toplum olarak çoğu zaman olayların görünen kısmına odaklanıyoruz. Oysa her cinayetin arkasında uzun yılların biriktirdiği kültürel, ekonomik ve sosyal nedenler bulunmaktadır. Bir kadının yaşam hakkına yönelen şiddet, sadece suçu işleyenin öfkesiyle açıklanamaz. Bu şiddet, kadını erkeğin eşiti olarak görmekte zorlanan anlayışlardan, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden, cezasızlık algısından ve şiddeti olağanlaştıran kültürel kodlardan beslenmektedir.

Sorulması gereken temel soru şudur: Neden kadınlar öldürülüyor?

Çünkü bazı erkekler hâlâ kadınların birey olarak yaşamlarına karar verme hakkını kabul etmek istemiyor. Ayrılmak isteyen, boşanmak isteyen, kendi yaşamını kurmak isteyen kadınlar çoğu zaman en büyük riski bu süreçlerde yaşıyor. Cinayet haberlerine baktığımızda karşımıza çıkan gerekçeler neredeyse hep aynı: "Beni terk etmek istedi", "ayrılmak istedi", "barışmayı kabul etmedi."

Aslında bu sözlerin tamamı tek bir gerçeği anlatıyor: Kadının iradesine tahammülsüzlük.

Modern hukuk sistemleri bireyi esas alır. Demokrasi bireyin özgürlüğünü korur. İnsan hakları her insanın yaşam hakkını güvence altına alır. Ancak günlük yaşamın içinde hâlâ kadını birey olarak değil, bir erkeğin yaşamının uzantısı olarak gören anlayışlarla karşılaşıyoruz. Sorunun köklerinden biri de burada yatıyor.

Türkiye'de kadın hareketi yıllardır yalnızca kadın haklarını değil, yaşam hakkını savunuyor. Çünkü bugün gelinen noktada sorun eşit işe eşit ücret isteğinin ötesine geçmiş durumda. Sorun artık kadınların yaşamda kalabilme mücadelesidir.

Kaç kez yazdım kadın mücadelesi yaşam mücadelesidir!

Daha da düşündürücü olan ise şüpheli kadın ölümleridir. Mayıs ayında 33 kadın şüpheli şekilde yaşamını kaybetti. Bu sayı, kadın cinayetleri kadar dikkatle üzerinde durulması gereken bir tabloyu ortaya koyuyor. Çünkü aydınlatılamayan her ölüm, toplumun adalet duygusunu biraz daha zedeliyor. Gerçeğin ortaya çıkarılamadığı her dosya, yalnızca bir hukuki eksiklik değil, aynı zamanda vicdani bir boşluk yaratıyor.

Kadın cinayetleri yalnızca kadınların sorunu değildir. Bu sorun hukuk sisteminin, eğitim politikalarının, medyanın, siyasetin ve toplumun tamamının ortak sorumluluğudur. Bir ülkede kadınlar kendilerini güvende duyumsamıyorsa, o ülkede demokrasi ve hukuk devleti tartışmaları eksik kalır.

Bu nedenle çözüm yalnızca daha ağır cezalar istemekten ibaret değildir. Elbette etkin soruşturma ve caydırıcı yaptırımlar gereklidir. Ancak asıl mücadele zihniyet dönüşümüdür. Çocuklara eşitlik bilincinin kazandırılması, şiddetin meşrulaştırılmaması, kadınların ekonomik bağımsızlığının güçlendirilmesi ve toplumsal farkındalığın artırılması uzun vadeli çözümün temel taşlarıdır.

Bir toplumun gelişmişlik düzeyi, gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil, kadınlarının ne kadar güvende yaşadığıyla ölçülür. Çünkü kadınların korkuyla yaşadığı bir yerde özgürlük eksiktir. Kadınların öldürüldüğü bir yerde adalet eksiktir. Kadınların yaşam hakkının korunamadığı bir yerde ise demokrasi yarımdır.

Mayıs ayının utanç veren sayıları önümüzde duruyor.

16 kadın öldürüldü. 33 kadın şüpheli şekilde yaşamını yitirdi!

Şimdi sorun bu sayıları okuyup üzülmek değil; bu sayıların neden ortaya çıktığını cesaretle konuşabilmektir. Çünkü kadınların neden öldüğünü anlayamadığımız sürece, onları yaşatmayı da başaramayacağız!

Gülten Akın’ın “Kadın Olanın Türküsü’ndeki dörtlükle…

“Selam olsun bizden önce geçene

Selam olsun dosta, hasa, çile çekene

Selam olsun dayanana, düşene

Yüreğim yürektir, bakma gözüm yaşına”

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yaşar Seyman Arşivi

Susan kentler

17/05/2026 07:00

Sevgiyi örgütlemek

15/02/2026 07:00