Kerem Gürel
Floransa’nın gölgelerinden Vatikan’ın zirvesine: Medici Ailesi
İnsanlığın varoluş serüveninde masum bir takas aracı olarak sahneye çıkan para, zamanla sadece bir ihtiyaç olmaktan çıkıp tutkunun, hırsın ve gücün ta kendisine dönüştü. İlk madeni paraların dökülmesinden bugünün dijital ekranlarında saniyeler içinde el değiştiren devasa hisse senetlerine kadar paranın biçimi defalarca değişse de, insanın ona duyduğu dizginlenemez arzu hiç değişmedi. Bugünlerde ülkemizin sıcak gündemini meşgul eden borsa vurgunu ve manipülasyon haberlerine bakarken, aslında insan doğasının yüzyıllar boyunca zahmetsiz zenginliğe ulaşmak için kurduğu o tanıdık oyunların modern bir sahnesini izliyoruz.
Çünkü paranın tarihi, hiçbir dönemde tek başına ve steril bir ortamda yazılmamıştır; o daima siyasetin otoritesi ve dinin manevi nüfuzuyla ayrılmaz bir üçlü oluşturmuştur. Tarih boyunca iktidarlar kitleleri yönetmek için finansal güce ihtiyaç duyarken, sermaye sahipleri de varlıklarını meşrulaştırmak, büyütmek ve korumak için daima dinin ve siyasetin kanatları altına sığınmıştır. Para, inanç ve politikanın bu kusursuz ve çoğu zaman karanlık dansı, asırlar boyunca pek çok yapıyı zirveye taşımış ya da tarihin tozlu sayfalarına gömmüştür. İşte bugün modern finans piyasalarında şahit olduğumuz bu güç oyunlarının köklerini anlamak için, bu üçlüyü asırlar önce sanata, siyasete ve hatta Papalığa hükmederek kusursuzca kullanan o meşhur Rönesans hanedanına, Medicilere yakından bakmak gerekir.

*Normalde İncil'deki “Doğulu Üç Kralın bebek İsa’ya hediyeler sunması” hikayesini işler. Ancak Botticelli, tablodaki kutsal krallar yerine doğrudan Medici ailesini resmetmiştir.
● ● ●
15. yüzyıl İtalyası, üzerinde hiçbir zaman güneşin tam anlamıyla doğmadığı, karanlık ve karmaşık bir satranç tahtasıydı. Çizme, tek bir tacın altında huzurla birleşmekten çok uzaktı; aksine, birbirinin boğazına sarılmış beş büyük gücün bitmek bilmez entrikalarına sahne oluyordu. Kuzeyin çelik ve ipek zengini Milano Dukalığı, denizlerin sarsılmaz tüccarı Venedik Cumhuriyeti, güneyin aristokratik feodal yapısı Napoli Krallığı, ilahi gücü dünyevi kılıçla savunan Papalık Devleti ve aklın, ticaretin merkezi Floransa Cumhuriyeti.
Tiranların, doçelerin ve kralların kanla çizdiği bu haritada, Floransa’nın taş duvarlarla bezeli dar sokaklarında çelikle değil, florin (altın para) ile dünyayı yönetecek bir hanedan doğuyordu: Mediciler.
● ● ●
Her büyük hanedanın kuruluşunu efsanelere dayandırma çabası vardır. Medicilerin efsanesi ise parlayan zırhların içinde değil, tozlu hesap defterlerinin ardında, keskin bir zekayla yazıldı. Ailenin temelini atan Giovanni di Bicci soyundan gelenlerin aksine hırstan arınmış, sessiz ve mütevazı bir adamdı. Geniş alınlı, iri burunlu pek de dikkat çekici görünmeyen di Bicci’nin yaşadığı dönemde Katolik Kilisesi için en ölümcül günahlardan biri tefecilikti. Dönemin düşünce dünyasına göre zaman yalnızca Tanrı’ya aitti ve zamanı satarak para kazanmak, Tanrı’nın mülküne el uzatmaktı. Fakat bu düşünce ortaya devasa ve ikiyüzlü bir çelişki çıkarıyordu. Roma’nın, Avrupa’nın dört bir yanından toplanan bağışları ve vergileri merkeze getirecek güvenilir, pratik bir sisteme ihtiyacı vardı. Giovanni, bu çarpık ilişkiyi ustaca yönetti. Kilise’nin faiz yasağının yarattığı sınırlar içinde kambiyo senetleri ve döviz işlemlerinden ustaca yararlanarak Medici Bankası’nın kârlı biçimde büyümesini sağladı. Rivayete göre Giovanni, 1429 yılında ölüm döşeğinde oğullarına ailenin anayasası olacak o meşhur altın öğüdü verdi:
“İnsanların gözüne batmaktan kaçının. Yalnızca size sunulanı kabul edin.” Çünkü o da çok iyi biliyordu ki İtalya’nın vahşi siyasetinde gölgelerde kalmak, hayatta kalmak demekti.

● ● ●
Babası Giovanni’nin öğüdünü bir sanat eserine dönüştüren kişi ise oğlu Yaşlı Cosimo (Cosimo il Vecchio) oldu. Resmiyette Floransa kağıt üzerinde demokratik bir cumhuriyetti ve Cosimo asla resmi bir diktatör unvanı almadı evet. Ancak Cumhuriyet kurumlarını ortadan kaldırmadan, seçimler, siyasi ittifaklar ve patronaj ağı üzerindeki nüfuzuyla Floransa siyasetinin fiilî hâkimi hâline geldi. Diğer yandan tefeciliğin ruhunda bıraktığı o ağır manevi yükü hafifletmek içinse San Marco Manastırı'nı inşa ettirdi. Böylece kazandığı günahkar parayla adeta Tanrı'nın affını satın alıyor, ruhunu temizliyordu.
Onun ardından başa geçen oğlu Piero (Gut Hastası Piero), sağlığının elvermediği beş yıllık o kısa iktidarında, bankanın gemisini düşmanların fırtınalı denizlerinde rotada tutmayı başardı. Piero'nun en büyük vizyonu, iktidarı boyunca aileyi iç isyanlardan koruyarak sahneyi asıl yıldıza hazırlamasıydı.
● ● ●
Sahne sırası “Muhteşem” lakabıyla bilinen Lorenzo’ya (Lorenzo il Magnifico) geldiğinde, oyunun kuralları tamamen değişti. O, ataları gibi sadece hesap defterlerine gömülen bir bankacı olmadı hiçbir zaman. Marsilio Ficino’nun Yeni Platoncu felsefesiyle yıkanmış melankolik bir şair ve bir filozoftu. Botticelli’nin fırçasından süzülen pagan estetiğini Hristiyanlıkla harmanlayan, Michelangelo’nun dahi ellerini keşfeden oydu.
Ancak Lorenzo’nun ruhu ne kadar sanata aşık olsa da, elleri gerektiğinde kan bulamaktan çekinmedi. Lorenzo’nun ekonomik çıkarlarının da bulunduğu Volterra’daki şap işletmeleri üzerindeki anlaşmazlık, 1472’de Floransa'nın şehre karşı askeri müdahalesine ve ardından Volterra’nın yağmalanmasına dönüştü. Pazzi Komplosu’nda, kilisenin kutsal kubbesi altında kardeşi Giuliano’nun kanı zeminlere döküldüğünde ve Papa onu aforoz edip Napoli ordularını üzerine saldığında, İtalya’nın kaderini değiştirecek o ölümcül kumarı oynadı. Tek başına, silahsız bir şekilde Napoli Kralı Ferrante’nin sarayına gitti ve zekasıyla barışı kopardı aldı. Fatih Sultan Mehmet’in Otranto’yu almasıyla Papalık dehşete düştüğünde Papalığın çaresiz affını bir lütufmuş gibi kabul edip, parçalanmış İtalya'nın “Denge İbresi” oldu.

● ● ●
Lorenzo, hayatının sonlarına doğru bankanın eski gücünü kaybettiğini, şubelerin ardı ardına battığını görüyordu. Paranın gücü geçiciydi zira. Borgiaların zehri ve kılıcına veya uluslararası iflaslara karşı aileyi koruyacak tek şeyin kurumsal ve ilahi bir zırh olduğunu hemen anladı. Medici kanını aristokrasiyle karıştırmak için büyük oğlu Piero’yu Orsini ailesiyle evlendirdi. Hepsinin içinde en ölümcül hamlesi ise ikinci oğlu Giovanni'yi henüz 13 yaşındayken devasa rüşvetlerle kardinal yapmak oldu.
İşte bu karar, Medicilerin burjuva sınıfından tanrısallığa sıçrayışının anı oldu. Giovanni di Bicci’nin “gözden uzak durun” dediği o mütevazı tüccar ailesi, yıllar sonra o genç kardinalin 1513’te Papa X. Leo adıyla Roma'da taç giymesiyle (ve ardından kuzeni Giulio'nun Papa VII. Clemens olmasıyla) Hıristiyanlığın en tepesine yerleşti.
Floransa’nın o puslu sokaklarında, tefecilik günahıyla yola çıkan Mediciler, o günahın kazandırdığı florinlerle kendi papalarını yarattılar. Tarih ise o günahı değil, o parayla inşa edilen Muhteşem Rönesans’ı hatırladı.