Erdoğan Türkiye’nin farkında mı?

Erdoğan özgün bir lider... Kendine has özelliklerinin ülke açısından ne derecede hayırlı olduğu ise ayrı bir tartışma konusu. Her şeyi bilmek, her kişiye ve duruma -özel hayat dâhil- hükmetmek gibi özellikleri var. Dilinden düşürmediği konulardan biri de her fırsatta çiftlerden en az(!) üç çocuk istemesi. Muhafazakâr kimliği itibariyle çocukta bir keramet veya bereket görüyor olabilir. Yahut Türkiye’deki nüfus veya ırk hâkimiyetinin sürmesini murat ediyordur. Elbette bu bir yorumdur, zira söylevlerinde “Türkler şöyle yapsın, Kürtler ve Suriyeliler için de bunu uygun görüyoruz.” demiyor. Ülkeye vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkese sesleniyor. Belki bunu kastetmiyor, İslam ümmetine sesleniyordur… Bu durumda da ülkedeki azınlık unsurlarının meseleyi üzerlerine almamaları gerekiyor, bunu da söylemiş olalım.

Erdoğan, geçtiğimiz hafta Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen Hâne-i İslam eserleri sergisinin açılışındaki konuşmasında yine nüfus planlamasına değinmiş, en az üç çocuk ısrarını vurgulayarak neslimizin artması gerektiğini, bunun kendisinin değil Rabbimizin emri olduğunu söylemiş. Araştırdığım kadarıyla İslamiyet’in ana referansı olan Kur’an-ı Kerim’de çocuk sayısına dair bir hüküm bulunmuyor. Bu yönde bir hadis varsa bile, bunun İslamiyet’in doğduğu ve yayıldığı dönemde makul ve gerekli olduğunu düşünebiliriz. Zaten hiçbir bir dinin “çocuk yapmayın, soyunuz kurusun” gibi bir sabiti olamaz; olursa da bu dinin felsefesine aykırı olur. Malum; dinler, mensubiyetin çokluğundan, hülasa kalabalık cemaatten beslenir ve güçlenir.

Konjonktürel dinamikler açısından bakıldığında olayın farklı veçheleri var. Özellikle kadın ve erkeğin çalışmak zorunda kaldığı günümüz kent koşullarında, çiftlerin kendilerine vakit ayırma arzusuyla çok çocuktan kaçınmaları doğaldır. Ancak bu meselenin asıl belirleyeni gelir düzeyidir. Eğer aileler, “Allah nasıl olsa rızkını verir. Dünyaya gelen büyüyor” gibi irrasyonel ve geleneksel saplantılarla konuya yaklaşmayarak rasyonel akılla hareket ediyorlarsa dünyaya gelenin nasıl yaşayacağı, hangi koşullarda eğitim alacağı gibi şeyleri düşünüyorlar. Bunları düşündüklerinde de Sayın Cumhurbaşkanı’nın isteklerinin yerine getirilmesi imkansız hale geliyor.

Bugün sağlık ve eğitim politikalarının sosyal devlet anlayışıyla üretilmediği malum. Bu alanlarda özelleştirmenin patlaması da bunun ispatı niteliğindedir. Basit ve anlaşılır bir dille ifade edecek olursak; kaliteli hizmet almak isteyen toplum kesimi, bunu ancak parasıyla sağlayabiliyor. Buradaki kalite meselesi de oldukça tartışmalı. Çünkü bir denetim standardımız yok. Eğer olsaydı, geçen yıl şahit olduğumuz bebek ölümleri rezaletini yaşamamış olurduk. İşin eğitim ayağı da içler acısı durumda… İmkânı olan veliler ilköğretimde özel okullara yöneliyor. Çünkü devlet okullarının başarı çıtası her geçen yıl düşüyor. Ancak; asgari ücretle çalışan bir ailenin, tek çocuğu için dahi vasat bir özel okulun ücretini karşılaması mümkün değil. Çalışan nüfusun yarısının asgari ücret ve altında çalıştığı düşünüldüğünde, konunun vahameti daha iyi anlaşılacaktır. Hatta bırakın özel sağlık, eğitim gibi imkânlardan faydalanmayı, nüfusun en az yarısı açlık sınırı altında yaşamaya zorlanırken, çoluğunun çocuğunun karnını doyurmaktan, sağlıklı beslenmesini sağlamaktan aciz durumda...

Sayın Cumhurbaşkanı’nın ülkenin geldiği noktanın farkına varması için illa seçim olması gerekmiyor. Sekreter olarak atadığı bakanlar kendisini bilgilendirebilir; muhayyilesindeki ülkenin Türkiye olmadığı, “Türkiye Yüzyılı” ifadesinin siyasi bir slogandan ibaret kaldığı konusunda kendisini uyarabilirler. Erdoğan, Tophane-i Amire’deki konuşmasında nüfus konusunda çevresini de ikna edemediğinden yakınmış ve üzüntüsünü dile getirmiş. Neyse, bu da bir aşamadır. Belki çevresindekiler cesaretlerini toplayıp fikirlerini daha açık beyan edebilirlerse işte o gün, biz de devlet katında ülkenin dertlerini rasyonel akılla konuşuyor oluruz…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Boray Acar Arşivi

Dindar nesil diye diye…

24 Aralık 2025 Çarşamba 07:00

Süreç en kritik virajda…

17 Aralık 2025 Çarşamba 07:00

Siyasetin iş dünyası ile derdi…

10 Aralık 2025 Çarşamba 07:00

Demirtaş, Öcalan’a rakip olur mu?

26 Kasım 2025 Çarşamba 07:00

Boray Acar yazdı: 3 bin 900 sayfa…

19 Kasım 2025 Çarşamba 07:00

Yeni Türkiye’yi Anlayamamak..

05 Kasım 2025 Çarşamba 07:00

Biz ve onlar ayrımı üstüne…

22 Ekim 2025 Çarşamba 07:00

Kürtlerin Temsil Sorunu

15 Ekim 2025 Çarşamba 07:00

İki resim arasındaki farklar…

08 Ekim 2025 Çarşamba 07:00