Mehmet Şandır
"Yalan içinde yaşamak"
Bence; İnsanlık "yalan içinde yaşamak" kurnazlığının bedelini çok ağır ödüyor.
Günümüzde her anlamda yaşanan sorunlar varoluşsal bir boyut kazandı. Bu gerçek dünyadaki tüm devletleri ve toplumları kapsamaktadır. Dünya, küresel güçler tarafından gerçeklerle yüzleşmeye zorlanıyor.
Önce Rusya Kırım'da sonra ABD Venezuela'da, şimdi İran'da "devletlerin egemenlik haklarının dokunulmazlığını" yok sayarak yeni dönemi başlattılar ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında birlikte kurdukları hukuk düzenini bitirdiler.
Artık kuralın değil gücün hakimiyeti geçerli. Adaletin ve ahlakın olmadığı yeni bir dünya düzeni kuruluyor. Güvenlik artık her devletin temel sorunu.
'Kurallara dayalı uluslararası düzen' aldatmasının artık sonuna geldik; güçlünün dümen suyunda zaman geçiren ve küresel güçlere iradesini teslim etmiş hiçbir devlet artık güven içinde olmayacak; uyum sağlamak, sorun çıkarmamak, itaat etmek artık yetmeyecek...
ABD, Rusya, Çin devletleri ve dev finans ve teknoloji şirketleri (küresel güçler) kendi egemenlik alanlarını kuruyor ve dünyanın tüm diğer devletlerine bunu dayatıyorlar. Bugün birbirleri ile rekabet içinde görünseler de yarın birlikte hareket ettiklerini göreceğiz; dünyayı yaşanmaz hale getirecekler. Bu sonucun sebebi güçlülerin açgözlülüğü kadar insanlığın aymazlığıdır; yalan içinde yaşamak kurnazlığıdır.
Kanada Başbakanı Mark Carney, Davos'ta tüm dünyanın gözlerinin içine bakarak bu gerçekleri haykırdı ve "Kral çıplak" dedi.
Başbakan Carney konuşmasında, Çek muhalif Václav Havel'in 1978’de "Komünist sistem kendini nasıl ayakta tutuyordu" diye sorduğu soruya verdiği cevabı günümüze taşımıştı; Havel'in hikayesinde, "Bir dükkân sahibi her sabah vitrinine 'Dünyanın bütün işçileri, birleşin!' diyen bir tabela asıyordu. Buna inanmıyordu. Kimse inanmıyordu. Ama yine de asıyordu – sorun çıkmaması için, uyum sinyali vermek için, hayatını kolaylaştırmak için. Ve her sokaktaki her dükkân sahibi aynı şeyi yaptığı için sistem sürüyordu. Sistem sadece şiddetle değil, sıradan insanların içten içe yanlış olduğunu bildikleri ritüellere katılmasıyla ayakta kalıyordu"
"Havel buna 'yalan içinde yaşamak' diyordu. Sistemin gücü, hakikatinden değil, herkesin doğruymuş gibi davranmaya razı olmasından geliyordu. Kırılganlığı da aynı yerden doğuyordu: bir kişi bile bu oyunu bıraksa –manav tabelayı indirse– yanılsama çatlamaya başlıyordu"
İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi, özgürlük gibi 'kurallara dayalı uluslararası düzen' diye tanımladığımız bu düzenin en güçlülerin işine geldiğinde kendilerini muaf tuttuğunu, ticaret kurallarının asimetrik uygulandığını, uluslararası hukukun, suçlanan ya da mağdurun kimliğine göre farklı sertlikte işletildiğini herkes biliyordu ancak kimse "bu bir aldatmaca" diyemiyordu; tüm dünya kendini kandırıyordu. Herkes tabelayı cama asmış, ritüellere katılmış ve söylemle gerçeklik arasındaki farkları büyük ölçüde görmezden gelmişti" diye itiraf etmişti, konuşmasında ve sonra da "Biz tabelayı camdan indiriyoruz" diyerek meydan okumuştu Başbakan Carney...
Devletler için söylenen bu gerçeklik aslında toplumlar ve her insan için de geçerlidir.
Gerçekleri bilmemize rağmen yok sayarak kendimizi kandırmak yaşamı kolaylaştırsa da sürdürülebilmesi çok mümkün değil..."Yalan içinde yaşamak" diye tanımlanan bu sonuç günümüzde sona geldi duvara dayandı; artık gerçeğin soğuk yüzü ile yüzleşmeliyiz.
Ülkemizde yaşanan yoksulluk ve gelir dağılımı adaletsizliği başta olmak üzere tüm sorunlarımızın temelinde bireysel olarak sorumluluk ahlakından yoksunluğumuz yatmaktadır. Yanlışa, adaletsizliğe itiraz etmeyen "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" anlayışımız, güçlü olanla uyum ve yakınlık kurarak günü kurtarma aymazlığımız yatmaktadır.
Korkularımız sorunların yegane kaynağıdır; zulme rıza gösterirseniz o zulüm sizin kaderiniz olurmuş. inancımıza göre yanlışa karşı durmak bir emirdir (Nehyi anil münker)
Cumhuriyet rejimi, demokrasi, özgürlük, hukukun üstünlüğü anlayışı ve hukuk devleti olmak ilkesi bu anlamda çok değerlidir; sahip çıkmak ve korumak sorumluluğu hepimizin üzerindedir. Siyaset bunun için yapılmalıdır, siyasi partiler bunu sağlamalıdır.
Siyasetin yönettiği ülkemizde bu gün temel sorunumuz siyaset kurumunun bizatihi kendisidir, özellikle de muhalefet siyasetidir. Bu anlamda özellikle CHP, tarihi sorumluluk altındadır.
CHP, topluma ve bireye aidiyet daveti yapmanın ötesinde öncelikle insanımıza sorumluluklarına sahip çıkmak cesareti vermeli buna zemin hazırlamalıdır, bunun siyasetini yapmalıdır; güven vermelidir.
İktidar, korkuları kullanarak umut siyaseti yapıyor, muhalefet ise umut vermesi gerekirken toplumu korkutuyor. Toplum, çaresiz; seyrediyor!