Erhan Erkut
Yapay zekâ çağında üniversiteler
Sanayi Devrimi kas gücünü dönüştürdü. Bilgisayarlar rutin hesap işlerini değiştirdi. Yapay zekâ ise insanlığın ilk kez zihinsel emeğini doğrudan ikame etmeye başladı. Bu dönüşümün en büyük etkilerinden biri de üniversiteler üzerinde hissedilecek, çünkü bugünkü üniversite sistemi büyük ölçüde giriş seviyesinde çalışan yetiştirmek üzere tasarlandı. Dört yıl boyunca öğrencilere bilgi ve temel beceriler kazandırılıyor; mezun olduklarında da kariyerlerinin ilk basamağındaki görevleri yerine getirmeleri bekleniyor.
Sorun şu ki, tam da bu görevler yapay zekânın en hızlı ele geçirdiği alanlar. Bugün bir genç avukatın hazırladığı standart sözleşmeyi, yeni mezun bir yazılımcının yazdığı basit kodu, bir finans analistinin hazırladığı ilk raporu veya bir pazarlama uzmanının oluşturduğu taslak sunumu üretken yapay zekâ sistemleri saniyeler içinde hazırlayabiliyor. Üstelik her geçen ay daha kaliteli ve daha düşük maliyetle.
Bu durum iş dünyasında yeni mezunlara olan talebi azaltırken üniversitelerin değer önerisini de sorgulatıyor. Eğer mezun olduğunuz gün yapabildiğiniz işlerin önemli bir kısmını bir algoritma daha hızlı ve daha ucuza yapabiliyorsa, dört yıllık eğitimin ekonomik getirisi nasıl savunulabilir? Bence üniversiteler için asıl kriz burada başlıyor.
BİLGİ ÖĞRETMEK ARTIK YETERLİ DEĞİL
Geçmişte bilgi kıt bir kaynaktı. Üniversiteler bilginin üretildiği ve aktarıldığı merkezlerdi. İnternet bu tekeli zayıflattı; yapay zekâ ise neredeyse tamamen ortadan kaldırıyor. Artık önemli olan bilgiye sahip olmak değil, doğru soruları sorabilmek, bilgiyi değerlendirebilmek ve farklı alanları birleştirerek yeni çözümler üretebilmek.
Dolayısıyla üniversitelerin de ezber ve içerik aktarımı odaklı modellerden uzaklaşması gerekiyor. Öğrenciler sadece "ne biliyor" diye değil, "nasıl düşünüyor", "nasıl öğreniyor" ve "nasıl problem çözüyor" diye değerlendirilmeli.
DERS DEĞİL PROJE
Geleceğin üniversitesinde klasik derslerin ağırlığı azalırken gerçek problemler üzerinde çalışılan disiplinler arası projeler öne çıkmalı. Bir mühendislik öğrencisi sadece diferansiyel denklemler çözmek yerine bir şehir için enerji optimizasyonu geliştirmeli. İşletme öğrencisi vaka analizi ezberlemek yerine yapay zekâ destekli yeni bir girişim kurmalı. Hukuk öğrencisi ise sadece mevzuat öğrenmek yerine algoritmik kararların etik ve hukuki sonuçlarını tartışmalı. Bilginin uygulanması, bilginin kendisinden daha değerli hale geliyor.
YAPAY ZEKÂYI YASAKLAMAK DEĞİL, BİRLİKTE ÇALIŞMAYI ÖĞRETMEK
Bazı üniversiteler hâlâ öğrencilerin yapay zekâ kullanmasını engellemeye çalışıyor. Bu yaklaşımın uzun vadede başarılı olma şansı yok. Kimse bugün hesap makinesi kullandığı için öğrenciyi cezalandırmıyor. Yakında yapay zekâ kullanmamak da hesap makinesi kullanmamak kadar anlamsız görünecek.
Asıl amaç öğrencilerin yapay zekâyla etkili iş birliği yapmasını öğretmek olmalı. Doğru komut yazabilmek, yapay zekânın ürettiği çıktıları eleştirel gözle değerlendirebilmek, hatalarını fark edebilmek ve insan muhakemesiyle son kararı verebilmek yeni çağın temel okuryazarlıkları arasında yer alacak.
DİPLOMANIN ÖMRÜ DÖRT YIL DEĞİL, DÖRT AY OLABİLİR
Teknolojinin değişim hızı arttıkça üniversite eğitiminin "bir kez al ve ömür boyu kullan" modeli de sürdürülebilir olmaktan çıkıyor. Bir yazılım dili, veri analizi yöntemi veya pazarlama tekniği mezuniyet öncesinde öğrenildiğinde birkaç yıl içinde eskimiş olabiliyor. Bu nedenle üniversiteler tek seferlik diploma veren kurumlar yerine yaşam boyu öğrenme ortaklarına dönüşmeli. Mezunlarına her beş yılda bir yeni sertifikalar, güncelleme programları ve kısa modüller sunan üniversiteler gelecekte çok daha güçlü bir konuma sahip olacak.
EN DEĞERLİ BECERİ: İNSANİ OLAN
Paradoksal biçimde yapay zekâ geliştikçe insanların en önemli avantajı daha "insani" beceriler olacak. Liderlik, empati, takım yönetimi, etik muhakeme, yaratıcılık, ikna kabiliyeti, girişimcilik ve belirsizlik altında karar verebilme gibi özellikler kolayca otomatikleşmeyecek. Üniversiteler yıllardır bu becerileri müfredatın kenarında bırakırken teknik bilgiye öncelik verdi. Oysa önümüzdeki dönemde tam tersi bir denge gerekebilir.
SONUÇ
Üniversiteler tarih boyunca matbaanın, sanayi devriminin ve internetin yarattığı dönüşümlere uyum sağlamayı başardı. Yapay zekâ da yeni bir dönüm noktası. Ancak bu kez değişimin hızı çok daha yüksek.
Geleceğin başarılı üniversiteleri bilgi aktaran kurumlar değil; öğrenmeyi öğreten, yapay zekâyı etkin kullanan, disiplinler arası çalışan, gerçek problemler çözen ve mezunlarıyla yaşam boyu bağ kuran kurumlar olacak. Aksi halde en büyük rakipleri başka bir üniversite değil, cebimizde taşıdığımız bir yapay zekâ uygulaması olacak.
Baştan sona tüm üniversite deneyiminin yeniden tasarlanması gerekiyor. Üniversitenin bu kadar radikal bir adım atabilmesi zor. Gelecek, zorun üstesinden gelenlerin olacak.