Mehmet Şandır
Yeni Suriye
"Yeni Suriye" kurulurken bazı gerçekleri hatırlamak geleceğe ışık tutacaktır.
Suriye, seksen yıla merdiven dayamış ömrümün her döneminde bir şekilde var olmuştur. O topraklarda doğdum. Çocukluğum Gökdağ köyünün Kantara mahallesinde geçti.
Fransız mandasından bağımsızlığına yeni kavuşan (1946) Suriye Devleti'nin Türk soylu cumhurbaşkanlarına rağmen Arap kimliğine bir türlü alışamamış büyüklerimin korku ve endişe kokan öfkeli konuşmaları ile büyüdüm. Türk topraklarının Arap egemenliğine verilmesine isyan eden dedelerimin Ermeni ve Arap çeteleri tarafından katledilmesinin acı hikayeleri dünyamı şekillendirdi. Suriye Türklüğünün sorunları ve iki ülkenin dostluğu için lise yıllarından başlayarak tüm yaşamım boyunca uğraştım, Suriye gerçeğini biliyorum.
Atalarıma göre Suriye, Şam vilayetidir; Halep, Bayırbucak, Rakka, El Cezire hatta Humus bölgeleri Anadolu'nun devamıdır; Bu bölgelerde yaşayan Türklerin, Arapların ve Kürtlerin kaderleri Türkiye ile birlikte olmalıdır; araya çekilen hudut aileleri ve akrabaları ortadan ikiye bölmüştür. 911 kilometre uzunluğundaki Türkiye- Suriye hududunun her iki yakasında akraba topluluklar yüzyıllarca aynı devletin vatandaşları olarak birlikte huzur içinde yaşamışlardı.
El Cezire ve Afrin'de yaşayan Kürtler Anadolu'dan giden insanlardır; aslında buralar konar göçer aşiretlerin kışlaklarıdır. Halep, bin yıllık Türk şehridir. Lazkiye ve çevresi, Hatay'ın devamıdır ve Hataylı Nuseyrilerin akrabalarının ve Selçuklu'dan kalma Türk boylarının yurdudur.
Bu coğrafyada yaşayan her topluluk komşuları ile var olan etnik veya inanç farklılığını milli kimliğe dönüştürmüş ve o kimlik etrafında örgütlenerek diğer topluluklarla birlikte yaşamayı başarmıştır. Ayrıca her topluluk varlığını ve geleceğini bölge dışı bir yabancı devletin desteğine bağlamış ve bölgede o devletin çıkarlarının savunucusu olmuştur. Buna bağlı olarak da bu bölgede hesabı olan her devlet bu bölgenin bir topluluğunun arkasında durmuştur. Bu gerçekler yüzlerce yıl böyle olmuştur; İngiltere Dürzileri, Fransa Marunileri, İran ve Rusya Nuseyrileri, Suudiler Arap aşiretlerini asırlardır desteklemişlerdir.
Bu bölgenin bir diğer topluluğu olan Kürtler ve Süryaniler, çok uzun zaman Türkiye'nin desteğini beklemiş ancak bir sahiplenme olmadığı için de ortada kalmışlar ve Türkiye düşmanlarının oyuncağı olmuşlardır. Aslında bu coğrafyadaki hemen tüm topluluklar çok uzun zaman Türkiye'nin sahiplenmesini beklemiştir. Bu coğrafyada birliğin, istikrar ve huzurun kaynağı Türkiye'dir ve Türk Milleti'dir!...
Ne yazık ki bu coğrafyada sahipsiz olan tek topluluk Türklerdir ve bundan dolayı da Türkiye, Ortadoğu'daki tarihi müktesebini koruyamamıştır.
Bu hususlar Ortadoğu'nun gerçekleridir.
Suriye toprakları, antik çağlardan bu yana sürekli olarak başka coğrafyaların devletleri tarafından işgal edilmiştir. Bu yönüyle Suriye kültür ve medeniyetlerin hamur teknesidir.
Suriye/Şam merkezli yegane devlet Emevilerin 100 yıl (640-750) süren devletidir. Kıpçak Türklerinin kurduğu Mısır Memlük Devleti'nin 250 yılı ile 402 yıl devam eden (1516-1918) Osmanlı Türk Devleti dönemi Suriye'nin istikrar ve huzur yıllarıdır.
Suriye Devleti, ilk kez 24 Ekim 1945'te, Birleşmiş Milletler sözleşmesinin imzalanmasıyla bağımsız bir ülke olarak tarih sahnesine çıktı, 17 Nisan 1946'da bağımsız oldu. Osmanlı sonrasında 1920-1946 yılları arasında Fransa manda yönetimi altında bulunuyordu.
Suriye Devleti kurulurken Fransa'nın koruyup kolladığı gruplar öne çıktı ve diğer gruplara ülke yönetiminde yer vermediler; bu sebeple 1970 yılına kadar sayısız hükumet darbesi yaşandı. Ve nihayet,13 Kasım 1970'de Savunma Bakanı Hafız Esad bir askeri darbe ile yönetime el koydu.
Nuseyri olan Hafız Esad ilan ettiği 1973 Anayasasında Suriye'yi İslam'ın çoğunluk dini olarak kabul edildiği laik bir sosyalist cumhuriyet devleti olarak tanımlamış olsa da aslında Nuseyri topluluğun ve Baas Partisi'nin diktatoryası kuruldu.
Bu rejim, Suriye'yi tek başına yönetmeye çalışmış olsa da 2011 yılında başlayan iç isyan sonunda 2024 yılı 8 Aralık günü yıkıldı.
Şimdi Suriye Devleti Türkiye'nin de aralarında olduğu bazı bölge ülkeleri ve küresel güçlerin gözetiminde ve desteğinde yeniden kuruluyor.
Yukarıda kısaca ifade ettiğim Suriye ve Ortadoğu gerçeğini dikkate alan bir devlet düzeni kurulmalıdır; Suriye toplumunu oluşturan tüm etnik, dini, mezhebi toplulukların varlığını kabul eden ve haklarını hukukileştiren bir anayasal düzen kurulmalıdır.
SON SÖZ; Türkiye'siz Ortadoğu, Türksüz Suriye olmaz!